27 Temmuz 2009 Pazartesi

Bu payda kurtluk vardır

İnsan denen varlığın olmazsa olmazlarına bodoslama çarpan Hüseyin Üzmez vakasının patladığı gün Erzurum’da kadınların oluşturduğu bir gruba konuşuyordum. O gün o kadınların karşısına başta epey incinmiş bir insan, sonra o kadar da mahcup bir erkek olarak çıkmıştım. İncinmişliğime ve mahcubiyetime vurgu yaparak konuşmaya başlama gereğini hissetmiştim.
Şunları söylediğimi hatırlıyorum: Bu topraklara doğmuş her erkek etrafındaki kadınlardan (kız kardeşinden, annesinden, eşinden, sevgilisinden) helallik dilemeden hayata gözlerini yumarsa bir ‘yara’ ile vefat etmiş sayılır. Çünkü biliyorum ki, içine doğulan toplumun ve sosyolojinin kurduğu ‘erkeklik’ bir hak gaspı üzerinde yaşanıyor. Bu erkeklik, adaletin ruhunu bozan fazladan bir paya sahiptir. Bu tarz erkekliğe ve fazladan paya öylece oturan, zamanla bunu temelli bir hak olarak kabullenen erkekler bununla yetinmiyor, etraflarındaki kadını bütünüyle silen fiillerin failleri olmaya gidiyorlar. Hüseyin Üzmez vakası, böylesi bir erkekliğin ve kurtluk yasası üzre yapılmış bir payın manşetlere düşüşüdür.
Hüseyin Üzmez vakası ilk günkü gibi kalmadı. Türlü halleriyle üzerimize gelmeye devam etti. Adli Tıp rezaletleri, gazete manşetleri, bunu bile ‘taraftarlık’ konusu yapan Türkiye halleri, insan olana baş eğdiren Üzmez çıkışları kötümserliği çoğalttı.
Oldum olası, hak gaspıyla çığırından çıkmış bu erkek tipi beni yaralar. Ama yetmişlerde bir adamın faili olduğu bu fiil sonrasında, hepimizde iyi karşılıklara sahip insanın ‘ihtiyar’ hali de yara aldı. Dede, beyamca, yaşanmışlıktan ‘yaş’ almış ihtiyar haller, Hüseyin Üzmez siluetiyle kirlendiler.
Üzmez’in rahmetle akrabalığı olmayan, somurtkan, ötekileştiren, saldırgan din dilinin üzerine düşen son fotoğrafı, insan olan her ne var ise hepsinin sükûtuydu. (Kurtluk da insana dairdir biliyorum. İnsan dediğim, insan olma imkânıyla doğanın kendini İNSAN kılma halidir) Bağırarak din diyeceksiniz, sonra…
Üzmez böylesi üzdükten sonra bütün incinmişliğimle sustum, susarak insan kalabileceğimi düşündüm. Ama gelin görün ki, insanı susturan fiiller ve failler konusunda epey bereketli bir auranın içindeyiz. Boşanmalarıyla, şişkin nafaka ödemeleriyle ünlü 71’lik işadamı (o da yaşlı, o da ihtiyar) Halis Toprak’ın 17 yaşında bir kızla evlendiği haberi gazetelerde yer aldı.
Haberi okuduğumda fotoğrafa öylece baktım. Epey bir yaşa işaret olan derin çizgilerle çökmüş yüzün sahibi Toprak ile ancak bol makyajdan geçirilerek büyükmüş gibi gösterilebilen taze yüzün sahibi ergen bir kızcağız!
Karşımdaki fotoğraf, bildik ülkemin bildik bir haliydi aslında. Buraların erkekleri ‘taze’lerin şehveti içinde andropoza giriyorlar. Para ve iktidara sahiplerse kendilerini durduracak her bir şeyi bir şekilde haledebiliyorlar. Hüseyin Üzmez, bağırarak ortalığa bıraktığı ‘din’inin olmazsa olmazı bağlardan azade ‘Ben ki gazeteci vurmuş adamım. Hem ne yapayım, kadınlar bana hayran’ diyebiliyor. Halis Toprak ise sahip olduğu para gücüne ve oturduğu iktidara yaslanarak, hayatında sayısı çoğalan genç kızların yaşlı kocası olarak karşımıza çıkabiliyor.
Halis Toprak’ın yeni evlilik fotoğrafını, Hüseyin Üzmez’inkine benzer veya en azından yakın/akraba bir şey gibi okudum. Benzer hisler yaşadım.
Sordum!
71’lik bir adam 17’lik birine nasıl düşer? Bu nasıl bir paydır böyle? 71’lik, kurt değilse 17’lik olanı alabilir mi? Bu payda bir kurtluk yok mu? Bakar mısınız rakamlara… 71’in tersi 17! Birisi hayattan çıkıyor, diğeri hayata daha yeni giriyor.
Evet, Üzmez çok üzdü! İnsanı hatırlatan tepkiler oldu. Ama Toprak!? Üzmemiş gibi. Ülkenin kadınlarından ve erkeklerinden bir incinmişlik haberi gelmedi. Vatan’dan Mutlu Tönbekici dışında tek bir itiraza tanık olmadım.
Toprak’ınki çok mu anlaşılır ve kabul edilebilir bir fotoğraftır?
Tamam, Toprak’ın fotoğrafında ‘rıza’ vardır. Ama bu rıza kime ve neye?
17 kızı bu ‘rıza’da bulunduran aura kötü değil mi?
Hayır farkındayım. Hak gaspı üzerinde kurulmuş erkekliği gönül rahatlığıyla giyinmiş ülkemin erkek nüfusunun bir düşüdür 17’likler. Ve hiç şüphesiz, 17’liklerini para ve iktidara eklemlemek isteyen kabarık bir anne nüfusumuz da vardır.
Farkındayım bunun! Biliyorum bunu, ancak bu, durumu daha da kötü kılıyor.
Demem o ki, Hüseyin Üzmez kadar Toprak da üzmüştür. Bugün de bir kadın kulağı, ince şeylere ayarlı bir kadın kalbi bulsam, aynı incinmişlik ve mahcubiyet içinde ona dil olur, konuşurum. Üzgünüm derim, böylesi erkeklikte ve payda bir kurtluk vardır.
Çok mu ağır konuşuyorum?
Hakaret! Asla muradım değil. İncitmektense incinmeyi tercih ederim. Ama durum kötü… Çiğ bencilliğin ve yaşlı kurtluğun masumiyete tecavüzüyle karşı karşıyayız. İtirazım buna…

1 yorum:

bahar gelsin dedi ki...

çok doğru söylemişsin hem hangi kadınlarmış ki o nursuz pirsiz adama hayranlarmış
hayranlık onaysa mide yok ama hayranlık güce paraya ise kendileri bilir

Yorum Gönder