10 Haziran 2009 Çarşamba

Turgut Cansever ne demekti(r)?

Ne yazık ki, güncel olanın iğvasına kapılıp `an`da, yaşananda, yani yüzeysel olanda eğleşiyoruz. Göz önünde olanın ilgilisi, taliplisi, içinde duran bir şeyi olunca, olan şeyin ne mene bir şey olduğunu öğrenemiyor, parçası olduğumuz şeyi bir bütün halinde görme şansını yitiriyoruz. Oysa merkezde duranın kıyısına/dışına çıkabilseydik, hem merkezi olanı daha net görebilir ve okuyabilirdik hem de `kıyı`larda yaygın olanın dışında daha öz(n)el diller geliştiren isimlerle buluşabilirdik. Hayır, bunu çok az yapabiliyoruz. Kalabalıkların hayatında dolaşıma çıkmış/hayat bulmuş diller, bu dillerin sahipleri yollarımızı kesiyor, bizi kendilerinde tutuyorlar.
Şimdi,
Turgut Cansever artık yok, onu kaybettik! Doğru mu bu cümle? Bu `bilge mimar` bizimle miydi ki onu kaybetmiş olalım? Sorun da bu değil mi? Maksadım da buna işaret etmek! Kendi kuytusunda derinlikli, kuşatıcı ve yaşanılır bir dil kuran böylesi `yol gösterici`ler, hayatlarımızın/ilgilerimizin kıyısında duruyorlar. Hayatlarımızın dışında kaldıkları için de, başka türlü bir mimariyi öngören, hayatı ve eserleriyle bu mimariye işaret olan Turgut Cansever`in ülkesinde kentler, evler, binalar `çok çiğ çağ`ın alameti oluyorlar.
MİMARİ VE İNSAN
ONTOLOJİSİ
Evet, Turgut Cansever artık aramızda değil. Bundan böyle yaşanılır dilini, yazdıklarıyla/ konuştuklarıyla buluşabilen talihli insanlara açacaktır. Şükür ki, o insanlardan biriyim. Bir zamanlar ondan habersizdim.
Mevlana İdris`in şiirindeki çocuğun annesine sorusuyla ona giden yola girmiş, büyük bir hakikate uyanmıştım. Çocuk, `Anne! Binalar niye ağaçlardan yüksek` diyordu. Şiire sızmış bu çocuk, `Kral çıplak!` diye haykıran diğer çocuk gibi gelmişti bana. Ölümcül bir korkuyla yaşanan yalanın çocuğun bakışıyla çözülüvermesi gibi, şiirdeki çocuğun sorusu da, hayatı boğar hale gelen ama yine de kabul gören bir mimari perspektifin üzerini çizmişti. Bir şiirde, şiirin tek dizesinde, bir çocuğun sorusunda, ağaçlardan yüksek binalar dayatan modern mimarinin insana ve varlığa yabancılığını, bu yabancılıktaki gururu ve kibri görmüştüm. Sanıyorum bu fark edişle birlikte insan-mekân ilişkisine daha çok eğilmeye başlamıştım. Bir mekâna doğan insanın kendince bir mekân kuruyor olmasında saklı çok şey olmalıydı. Ev sadece bir barınak, şehir sadece bir yerleşim birimi değildi. Ev ve şehir bağlamında okumalarım arttıkça yolum felsefeye, şiire ve müziğe daha çok düşer olmuştu. Temel bir insanlık durumuyla karşı karşıyaydım. Beni başka disiplinlere götüren bir okumanın içindeydim.
`Geleneğe olan düşmanlık ile gittikçe kalınlaşan katı muhafazakâr sığınmacı tavrın çatışması dışında` bir dil kuran Turgut Cansever ismiyle o sıralar karşılaştım. Dergilere verdiği söyleşilerden, bu dergilerde yayımladığı yazılardan okudum kendisini. Turgut Cansever okumalarımda şiire sızan o çocuğun sorusunun cevabını buldum. Binalar ağaçlardan yüksek yapılıyordu çünkü insanlar kendilerinden ve varlığa içkin ruhtan uzak düşmüşlerdi. Herhangi bir isimden değil, Turgut Cansever`den bahsediyorum.
Mustafa Armağan`ın tanımlamasıyla, `Kendine özel bir düşünme sistematiğini yine kendine özel bir sesle dile getiren Turgut Cansever, Türkiye`nin yetiştirdiği ender düşünür-sanatçılardan birisi`dir. İnsanın yeryüzüne gönderilişinin hikmeti içinde mimarisini kuran ve kendi mimarisinde insanın ontolojik soru(n)larına karşılık gelen imkânlar sunan büyük bir isimdir. Ki büyük isimler, soylu birer dağ gibidirler. Ancak zahmete yazılarak kendilerine yürüyenlere sırlarını açıyorlar. Bunun için bu dağlara doğru yürümek, eteklerine yanaşıp diz çökmek, alttan yukarılarına doğru bakmak, sonra zirveyi göze alarak tırmanmaya koyulmak gerekiyor. Çetin bir iştir bu! Yorulmak kaçınılmazdır. Oysa bu çağın çocukları hıza tutkunlar. Her şeyin hızlıca olmasını isterler. Hızla koşmak, çok çabuk varmak, hemencecik sahip olmak... Sabır bu çağın ruhundan düşmek üzere. Sabır, zamane çocukları için sadece lügatlerde karşılığı olan bir kelimedir.
`BEN`İN İSTİLASINA UĞRAMAK
Bir de bu isimlere gitmek, bunlara kalpleri açmak, beraberinde bir dönüşümü getiriyor. Onlara giden eskisi gibi kalmıyor. Bir milat oluyor bu isimleri tanımak. Yanlarına düştünüz mü, ışıkları altında kalıyorsunuz. Boşluklarınız, eksiklikleriniz sırıtıveriyor hemen. Onlarla dolmaya başlıyorsunuz, kendinizden boşalıp onlara dönüşüyorsunuz. Bu `çok çiğ çağ` ise hastalıklı bir `ben`in istilası altında, daha çok `ben`e sarılıyor. `Ben`i şişirmek, bir numara olmak, en büyüğüne oynamak, herkesin omzuna basarak öne çıkmak çağın vazgeçilmezi. İnsanlara, `içinizdeki devi uyandırın!` diyorlar. Herkesten birer dev olmaları, dev olup küçükleri yutmaları bekleniyor. İnsanlar da, o kadar büyüyünce; güçlü, çok güçlü olunca, üzerlerinde güçlerini deneyecekleri `küçük` insanlar arıyorlar. Kimsenin kendinden çıkmak gibi bir niyeti yok; başkasına gidip ona açılmak, kendinde bir diğerine yer açmak.. yok, unutuldu bu şeyler.
Aslında şaşılacak bir durum yok. Nitelik hiçbir zaman çoğunluğu, yığınları, kalabalıkları kuşatmamıştır. Hemen her zaman, yüzünü derinliğe, ince işçiliğe, niteliğe çevirenler az olmuştur. Bu sebeple Turgut Cansever isminin çok az insanın yüreğini kıpırdatmış olması anlaşılır bir şeydir. Zira Cansever, yukarıda anlatılan zorlu dağlardan bir isimdir. Aşkın olanın içinden mimariye bakışıyla, mimarisini insanın ontolojisine oturtmasıyla çoğunluğun kıyısına veya üstüne düşmektedir. Onu okumak, sadece farklı bir mimariyle karşılaşmak anlamına gelmiyor, aynı zamanda insanın yeryüzündeki serüveninin hikmetine uyanmak anlamına da geliyor. Bu bilge-mimardan, insanın hangi saikle ev ve şehir kurduğunu, bunu yaparken aslında ne yaptığını ve yaptığının ne anlama geldiğini bir başka biçimde okuyoruz. Hayatın bütününe sarkan insanlık durumuna dikkat çeken bir mimari perspektif içinde, kendimizi ve mekânımızı yeniden kurar buluyoruz.


2009-03-05
Taraf Gazetesi

1 yorum:

Ahmet cemil dedi ki...

merhaba. ben ahmet cemil sarı. artuklu ünversitesinse mimarlık 1. sınıf ögrencisi ve cansever ekolu halil ibrahim düzenlilin ögrencisiyim. bir ricam olucak. büyük üstat turgut cansever ile ilgili dökümani, belge, en ufak bir kayıt bile olursa paylaşır iseniz sevinirim. e mailim "acs78@mynet.com"

Yorum Gönder